
MESCİD-İ AKSA
YA DA FİLİSTİNDE YAŞANAN BİR İNSANLIK DRAMI!
A.Dilipak
Filistin; vaat edilen topraklar.. İlk kıblemiz..
Namazın farz kılındığı İsranin gerçekleştiği makam..
Mescid-i Aksa bütün bunların toplamını ifade ediyor..
Müslümanların o mekanda iki özel yapısı var. Yahudilerin Ağlama duvarı ve Hristiyanların iki kilisesi:Doğuş ve Kıyamet kiliseleri..
Müslümanlar o toprakların hizmetkarı olmadan önce Yahudiler toprağın hükümranı olduklarını iddia ettikleri zaman Hristiyanları kutsal mekana yaklaştırmadılar. Hristiyanlar ele geçirdiklerinde ise Yahudileri..
Müslümanlar o toprakların hizmetkarı olduktan sonra ise herkes inandığı gibi yaşamaya devam etti. Adalet vardı, barış vardı, özgürlük vardı..
Hatta Müslümanlar yıkılan surları tamir ettikten sonra, kendi şiarlarını ana giriş kapısına nakşederken, ötekileri rahatsız etmeyecek bir şiarı seçti ve oraya “Lai ilahe ilallah, İbrahim Halilullah” yazdı..
Bilmem kaç kişi farkında. İstanbul, bir yanı ile de Kıbleteyn makamıdır.. Yani İstanbuldan kıbleye döndüğünüzde yüzünüzü aynı anda ve aynı zamanda Kudüse dönmüş bulunuyorsunuz
Bu gün İsrail Mescidi aksanın altını boşaltmış bir durumda.. Filistinlilerin şahsında aslında Müslümanları bu topraklardan çıkartmak istiyor.. Eğer bunu başarırlarsa (ki bu mümkün değil), sıra aynı mekan içindeki Hristiyanlara da gelecek.. Kudüsü başkent ilan eden İsrailin niyeti çok açık.. Bu da yeni bir savaşın, hatta adına Melheme-i Kübra, ya da Hristiyanların Argemedon dedikleri, yeni bir kıyamet savaşının başlangıcı olabilir..
İsrail Hitlerin kovaladığı Yahudilerin İngilizler tarafından devşirilmesi ile meydana getirilen sun’i bir devlet.. İsrailin varlığı, İslama, Müslümanlara, bölge halkına yönelik bir tehdit olduğu kadar aslında Yahudilik için de bir tehdide dönüşmüştür.. Yahudilik Siyonist kadroların zebunu haline getirilmiştir..
Batılılar açısından İsrail, İslam coğrafyasına sokulmuş bir Truva atı hükmünde, bir sıçrama tahtası olacaktı. Ama artık İsrail Yahudilik ve batının çıkarları açısından bir fırsattan çok tehdide dönüşmüştür.. Siyonizm giderek ideolojik, politik, seküler bir projeye dönüşmüştür ve Musevilik açısından ciddi bir tehdit haline gelmiştir..
Öte yandan ne dünyada ve ne de bölgede geçen bunca zamana rağmen meşruiyetini kabul ettirememiştir.. Şımarık, saldırgan politikaları ile bölge barışı , hatta dünya barışı açısından öncelikli bir tehdit haline gelmiştir.. Sahip olduğu nükleer teknoloji bu anlamda kaygı vericidir.
İsrail, son zamanlarda adeta şamar oğlanına döndürülmüştür.. Gazze operasyonu sebebi i,le BM de ilk kez savaş suçlusu olarak gösterilmekte, İsrail Cumhurbaşkanına katliam onur ödülü verilmesi teklif edilmektedir..
ABD deki 11 Eylül saldırısı, sahte dolar basımı, bir akım siyasi cinayetler gibi konularda da MOSSAD ın sorumluluğundan ciddi bir şekilde kaygı duyulmaktadır..
Gazzede yaşanan insanlık dramı, dünya kamuoyunun gözlerini bu topraklara çevirmesine sebeb olmuştur ve bölge devletleri ve İslam coğrafyasında, kamu oyu ve iktidarlar nezdinde giderek artan bir rahatsızlık sözkonusudur..
İsrail ve İsraili destekleyen Yahudi Lobisinin dünya derin devleti ile olan yakın ilişkisi, bu güçlere karşı giderek yükselen nefretin odağına bu ülkenin yerleştirilmesine sebeb olmaktadır..
Görünen o ki, bundan sonrası için , İsrail açısından gelecek günler, geçen günleri aratacaktır.
Siyonistler, Kutsal metinlerde kendilerine yönelik uyarıları görmezden gelerek, Tevratta ki “Dinle Ey İsrail” diye başlayan uyarıları kulak ardı ederek, tarihte acı ve ibret verici sonuçları olan felaketlerden birini daha yaşamanın eşiğindedirler ve Laneti hak etmek için , kendi cehennemlerine doğru koşuyorlar. İsrailli yöneticiler kendi cehennemlerine kendi sırtlarında odun taşımaktadırlar..
Selam ve dua ile.. Abdurrahman DİLİPAK…